Otizm spektrum bozukluğu; sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında farklılıkların yanı sıra tekrar eden davranışlar, sınırlı ilgi, alanları ve duyusal özelliklerle kendini gösterebilen nörogelişimsel bir durumdur. Otizm belirtileri her çocukta aynı yoğunlukta ve aynı şekilde görülmeyebilir. Bu yüzden sadece tek bir davranış üzerinden otizm değerlendirilmesi yapmak doğru değildir.
Çocuklarda otizm şüphesi oluştuğunda çocuğun gelişimsel öyküsü, davranışları, sosyal iletişimi, ilgi alanları ve günlük yaşamdaki özellikleri bir bütün olarak ele alınır. Otizm spektrum bozukluğu belirtileri hakkında detaylı bilgi sahibi olmak, ailelerin gelişimsel farklılıkları daha erken fark etmesine ve gerektiğinde uygun uzman desteğine başvurmasına yardımcı olabilir.

Çocuklarda otizm belirtileri; sosyal iletişim ve etkileşim, tekrar eden davranışlar, sınırlı ilgi alanları ve duyusal özellikler gibi farklı alanlarda görülebilir. Ancak her çocuğun gelişimi tamamen kendine özgüdür. Bir belirtinin bulunması tek başına otizm olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bazı çocuklarda sosyal iletişim ve etkileşim alanında yaşıtlarından farklı özellikler gözlenebilir. Örnek vermek gerekirse; sosyal etkileşimi başlatmakta ya da sürdürmekte zorlanma, jest ve mimikleri kullanma, karşılıklı iletişimde güçlük ya da anlamada farklılıklar görülebilir.
İsme tepki verme, bir nesneyi göstermek için işaret etme, başkalarının ilgisini paylaşma, ilgi duyduğu bir şeyi başkasıyla paylaşma ya da karşılıklı oyun kurma gibi sosyal iletişim becerileri de değerlemede dikkate alınabilir.
Göz teması da sosyal iletişim değerlendirmesinin önemli bir parçası olabilir. Ancak göz teması kurmamak= otizm şeklinde bir değerlendirme yapılamaz. Bazı çocuklarda göz temasının sıklığı ya da niteliği farklı olabilirken başka gelişimsel özellikler de tabloya eşlik edebilir.
Otizm belirtileri çocuklarda tekrarlayan davranışlar ya da belirli ilgi alanlarına yoğunlaşma şeklinde de görülebilir. Tekrar eden hareketler, nesneleri belli bir şekilde kullanma, belli konulara yoğun ilgi ya da rutinlerdeki değişikliklere karşı belirgin zorlanma bunlara örnek olarak değerlendirilebilir.
Bazı çocuklar günlük rutinlerinin değişmesinden çok fazla etkilenebilir. Aynı düzeni sürtünme isteği ya da belli nesne ya da etkinliklere yoğunlaşma görülebilir. Bu özelliklerin değerlendirilmesinde çocuğun gelişim düzeyine, yaşına ve durumun günlük yaşamına olan etkisine bakılması çok önemlidir.
Bazı çocuklarda ışık, ses, dokunma, tat, koku ya da hareket gibi duyusal uyaranlara karşı farklı tepkiler görülebilir. Örneğin belli seslerden aşırı rahatsız olma, belli duyusal uyaranları yoğun şekilde arama ya da bazı kıyafetlerin dokusunu tolere etmekte zorlanma gibi özellikler ortaya çıkabilir.
Duyusal farklılıklar tek başına otizm göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Otizm değerlendirmesinde bu özelliklerin davranışsal ve gelişimsel bulgularla birlikte ele alınması gerekir.
Otizm erken belirtileri bebeklik ve erken çocukluk döneminde fark edilebilir. Ancak belirtilerin ortaya çıkma şekli ve fark edildiği dönem çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir. Bu yüzden otizm için tek bir yaş sınırı koymak doğru değildir.
Erken gelişim döneminde isme tepki verme, sosyal gülümseme, ortak dikkat kurma, jest kullanma, iletişim başlatma ve karşılıklı etkileşim gibi beceriler gözlemlenebilir. Bunun yanı sıra çocuğun dil, oyun, hareket ve diğer gelişimsel becerilerindeki ilerleyiş de değerlendirmeye alınabilir.
Bazı çocuklarda gelişimsel farklılıklar erken dönemde fark edilirken, bazı çocuklarda ise daha sonraki dönemlerde belirginleşir. Özellikle çocuğun daha önce kazandığı bazı becerilerde gerileme fark edilmesi durumunda profesyonel değerlendirme için hiç gecikmeden başvurulması doğru olabilir.
Konuşma gecikmesi bazı çocuklarda otizm belirtileri arasında görülebilir: ancak tek başına otizm anlamına gelmez. Çocuğun konuşma gelişimini etkileyebilecek farklı gelişimsel, çevresel, işitsel ya da başka sebepler bulunabilir.
Bu yüzden konuşması yaşıtlarına göre daha geç gelişen bir çocuk değerlendirilirken sadece kelime sayısına ya da konuşmaya odaklanmak doğru değildir. Sosyal iletişim, jest ve mimik kullanımı, karşılıklı etkileşim, ortak dikkat, iletişim başlatma ve oyun becerileri gibi özellikler de dikkate alınır.
Başka bir ifadeyle ‘’çocuk konuşmuyorsa otizmlidir’’ şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Konuşma gelişimiyle alakalı endişelerden çocuğun gelişiminin bir bütün olarak ele alınması çok önemlidir.
Otizm testi, genel olarak tarama ya da değerlendirme amacıyla kullanılan araçları ifade eder. Bu araçlar çocuğun gelişimsel özellikleri hakkında fikir verebilir ancak tek başına otizm tanısı koymak için yeterli değildir.
M-CHAT; özellikle küçük çocuklarda otizm açısından risk teşkil edebilecek özellikleri taramak amacıyla kullanılan bir araçtır. Ebeveynlerin yanıtları üzerinden çocuğun belli davranış ve gelişimsel özellikleri hakkında tarama yapılmasına yardımcı olabilir.
M-CHAT sonucunun tarama açısından risk göstermesi, çocuğun kesin olarak otizm spektrum bozukluğa sahip olduğu anlamına gelmez. Benzer şeklinde tarama sonucunun risk göstermemesi de bütün gelişimsel farklılıkların kesin şekilde dışlandığı anlamına gelmez. Gerektiğinde çok daha ayrıntılı otizm değerlendirmesi yapılması gerekir.
İVO- ODS gibi değerlendirme araçları; çocukların otizmle alakalı olabilecek gelişimsel ve davranışsal özelliklerinin daha sistematik şekilde ele alınmasına yardımcı olabilir. Bu tür araçların sonuçları klinik değerlendirmeyi destekleyen bilgiler arasında düşünülmelidir.
Test sonucu pozitif çıktı= çocuk otizmli şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Tarama ve değerlendirme araçlarının sonuçları; çocuğa gelişimsel öyküsü, gözlemler ve uzman değerlendirmesiyle beraber ele alınmalıdır.
Otizm tanısı; tek bir test, tek bir davranış ya da internete üzerindeki kontrol listesi üzerinden konulmaz. Çocuğun gelişimsel öyküsünün ayrıntılı şekilde alınması ve davranışlarının farklı alanlarda değerlendirilmesi gerekir.
Uzman değerlendirmesinde sosyal iletişim ve etkileşim, tekrar eden davranışlar, duyusal özellikler, sınırlı ilgi alanları ve çocuğun günlük yaşamındaki işlevselliğe dikkate alınabilir. Çocuğun geçmişindeki gelişim süreci oyun özellikleri, dil ve iletişim becerileri ve aile tarafından gözlenen davranışlar da değerlendirme açısından son derece önemlidir.
Konuşma gecikmesi ya da göz temasında farklılıklar değerlendirmede göz önünde bulundurulsa bile bunların hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Aynı şekilde otizm testi sonuçların klinik değerlendirme yerine geçirilmemesi gerekir.
Otizm spektrumunda değerlendirme yapılırken çocuğun bireysel özelliklerinin dikkate alınması gerekir. Otizm tanısı çocuğun zeka düzeyini tek başına belirlemez. Dolayısıyla otizm ile zeka düzeyi aynı kavram değildir.
Erken değerlendirme çocuğun gelişimsel özelliklerinin çok daha erken fark edilmesine ve ihtiyaçlarının belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu noktada temel amaç sadece bir tanı koymak değil, çocuğun hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu anlamaktır.
Erken değerlendirme- çocuğun ihtiyaçlarının belirlenmesi- uygun desteklerin planlaması şeklinde bir süreç düşünülebilir.
Sosyal iletişim, günlük yaşam becerileri, dil, oyun, davranış ya da duyusal özellikler açısından desteğe ihtiyaç duyuluyorsa bunlara yönelik uygun yaklaşımlar planlanabilir. Erken değerlendirme, çocuğun gelişimini ve ailenin ihtiyaçlarını çok daha yakından takip edebilmek açısından önem taşır.
Bu nedenle ‘’ erken tanı otizmi iyileştirir’’ gibi kesin bir ifade kullanmak yerine, erken dönemde yapılan değerlendirmenin uygun desteklerin zamanında planlamasına yardımcı olabileceğini belirtmek çok daha doğru bir yaklaşımdır.
Otizm şüphesi bulunan ya da otizm tanısı almış bir çocuğa yaklaşırken çocuğun bireysel özelliklerini anlamaya çalışmak oldukça önemlidir. Ebeveynlerin çocuğu başka çocuklarla sürekli kıyaslaması ya da gelişimsel farklılıklardan dolayı kendini suçlaması faydalı değildir.
Çocuğun ilgi alanları, keyif aldığı etkinlikler ve güçlü olduğu beceriler iletişim ve öğrenme sürecinde kullanılabilir. Her çocuğun ilgi alanları ve öğrenme şekli farklı olabileceği için destekler de bireysel ihtiyaçlara göre şekillendirilebilir.
Bazı çocuklar günlük rutindeki farklılıklardan daha fazla etkilenebilir. Gün içinde neler olacağının öncesinde anlaşılır şekilde anlatılması, geçişlerin mümkün olduğunca öngörebilir hale getirilmesi ve çocuğu ihtiyaçlarına uygun rutinler oluşturulması yardımcı olabilir.
Çocuğun iletişim şekline ve gelişim seviyesine uygun bir dil kullanmak çok önemlidir. Kısa ve anlaşır ifadeler, görsel destekler ya da çocuğu tercih ettiği iletişim yöntemleri gerektiğinde kullanılabilir. Çocuğun iletişim kurma çabasının fark edilmesi ve desteklenmesi de önem taşır.
İnternette otizm hakkında çok sayıda bilgi vardır. Ancak her içerik bilimsel ya da kinik açıdan güvenilir olmayabilir. Özellikle ‘’tek belirtiye otizm anlaşılır’’, ‘’ şu yöntem otizmi tamamen geçirir’ ya da ‘’ tek testle kesin tanı konur’’ gibi iddialara temkinli yaklaşılmalıdır.
Ailelerin çocukların durumunu internet üzerindeki kontrol listesiyle kendi başına tanımlamaya çalışmak yerine, gelişimsel endişeleri uzmanla paylaşması çok daha uygun bir yaklaşım olabilir. Yanlış ebeveynliğin otizme sebep olduğu yönündeki suçlayıcı açıklamalar da bilimsel bir değerlendirme yerine geçmez.
Çocuğun dil gelişimi, sosyal iletişimi, oyun becerileri ya da davranışlarıyla ilgili gelişimsel bir endişe buluyorsa uzman desteği almak için belli bir yaşın beklenmesi gerekmeyebilir. Özellikle ortak tepki, isme tepki, jest kullanımı, iletişim başlatma ya da sosyal etkileşim gibi alanlarda bekli farklılıklar fark edildiğinde değerlendirme düşünülebilir.
Çocuğun daha önce kazandığı gelişimsel ya da iletişimsel becerilerde gerileme fark edilmesi de profesyonel değerlendirme gerektiren durumlardan biri olabilir.
Otizm değerlendirmesi çocuğun gelişimsel özelliklerinin bütünsel şekilde ele alınmasına yardımcı olabilir. Uzman Dr. Zehra Babadağ çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çocukların gelişimsel, duygusal ve davranışsal özelliklerini değerlendirmeye yönelik hizmet sunar. Otizm şüphesi bulunan çocuklarda ihtiyaçların belirlenmesi ve uygun yönlendirme sürecinin planlanması için profesyonel değerlendirmeden faydalanılabilir.
Otizmle ilişkili bazı özellikler bebeklik ve erken çocukluk döneminde fark edilebilir. Ancak her çocukta belirtilerin fark edildiği ve ortaya çıktığı dönem aynı olmayabilir. Bu yüzden sadece belli bir yaş sınırına göre değerlendirme yapılmamalıdır.
Sosyal iletişim ve etkileşimde farklılıklar, tekrar eden davranışlar, sınırlı ilgi alanları ve duyusal özellikler görülebilir. Ancak tek bir belirti otizm tanısı anlamına gelmez.
Konuşma gecikmesi otizme beraber görülebilir. Ancak tek başına otizm olduğu anlamına gelmez. Çocuğu sosyal iletişim, etkileşim, ortak dikkat, jest kullanımı ve diğer gelişimsel becerileri de değerlendirilmelidir.
Tanı, tek bir davranış ya da test üzerinden konulmaz. Çocuğun gelişimsel öyküsü ve davranış şekilleri, sosyal iletişimi ve diğer özellikleri bütünsel olarak değerlendirilir.
Otizm açısından kullanılan farklı tarama ve değerlendirme araçları vardır. Ancak bu araçlar tek başına kesin bir tanı koydurmaz. Sonuçların klinik değerlendirme ile beraber ele alınması gerekir.
Hayır. M-CHAT bir tarama aracıdır. Belli yaş aralığında çocuklarda otizm açısından risk teşkil edebilecek özelliklerin belirlenmesinde yardımcı olabilir. Riskli sonuç tek başına otizm tanısı anlamına gelmez.
Otizm bir nörolgelilimsel durumdur ve her çocuğun gelişimsel özellikleri birbirinden farklıdır. ‘’Tamamen geçer’ şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru değildir. Çocuğun ihtiyaçlarına uygun eğitim ve destek yaklaşımları, gelişimsel alanların desteklenmesine yardımcı olabilir.
Otizmli çocukların iletişim ve konuşma becerileri birbirinden farklı olabilir. Bazı çocuklar akıcı konuşurken bazıları ise konuşma ve iletişim alanında daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Konuşma becerisi tek başına çocuğun gelişimsel özelliklerini göstermez.
Otizm şüphesi bulunan çocuk için çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanından değerlendirme aşınması gerekebilir. Gerektiğinde çocuk doktoru, dil ve konuşma terapisi, çocuk nörolojisi ya da diğer ilgili uzmanlık alanlarıyla işbirliği yapılabilir.
Erken değerlendirme, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının belirlenmesine ve uygun desteklerin planlanmasına yardımcı olabilir. Bu noktada amaç; çocuğun bireysel özelliklerini en doğru şekilde anlayarak ihtiyaç duyduğu desteğin mümkün olduğunca uygun zaman içerisinde planlanmasıdır.